Ereğli Resimleri bilgisayarınızda flash player yoktur. Flash player yüklemelisiniz..
  Anasayfa Tarihçe Köyler Ekonomi Tarihi Yerler Coğrafya Kültür Eğitim Sağlık Yöresel Yemek
 
Ereğli Firma Rehberi
Ereğli Nöbetçi Eczaneler

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Ereğli Deyimleri ve Ereğli Sözlüğü

EREĞLİ ADI NEREDEN GELMEKTEDİR ?

   Ereğli adını, Bizans İmparatoru Herakliüs'ten almıştır. İlk zamanlar "Herakleia" olarak söyleniken zaman içinde Türkçe ses yapısına göre değişerek; Herakleia > Herakle > İrakle > Eregle > Eregli > Ereğliyye ve son olarak Ereğli adını almıştır. Diğer bir rivayet ise Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde şöyle geçmektedir; Alâeddin Keykubat bir sefer dönüşü Ereğli'den geçmektedir ve yaralı Askerleri, şu anda Akhüyük Köyünde bulunan ve kükürtlü su olarak bilinen civardaki çamurun Askerlerinin yarasına şifa olduğunu görmüştür bu olaydan sonra buraya "Erkili" demiştir. İşte Anadolu Ereğli adı buradan geldiği de söylenmektedir.

ANADOLU EREĞLİ TARİHİ YERLER

İVRİZ KAYA ANITI

M.Ö. 1200- 742 arasında tam bir bağımsızlığa sahip Tuvana Krallığı döneminde 4.20 * 2.40 m. boyunda yapılmıştır. Kabartmanın sağında Kral Warpalavas, solunda ise Tuvana Krallığının baş Tanrısı Tarhundas (Şantaş) yer almaktadır. Şantaş; bağış verimlilik ve ürün Tanrısıdır. Kral Tanrıya göre küçük resmedilmiş olmakla beraber onun büyüklük şan ve ululuğundaki takılar çok değerli olması gereken taşlarla gösterilmeye çalışılmıştır.

TONT KALESİ ( GÖKÇEYAZI )

Ereğli'nin 12 Km doğusunda bulunan Tont köyündedir. Kaleye kesmetaş merdivenlerden çıkılır. Kalenin duvarları sarnıçları, türbeleri ve diğer parçaları uzun zaman ayakta kalmayı başarmışsa da şu anda görünmemektedir. Kalenin Hititlere kadar uzanan çok eski bir tarihi vardır.

ATATÜRK ANITI
Atatürk anıtı Ereğli halkının gönlünde yatan Atatürk sevgisinin sanatlaşmış bi simgesidir

MEYDANBAŞI ŞEHİTLİĞİ
Ereğli'nin bu eski mezarlığı Faruk SÜKAN'ın belediye başkanlığı zamanında 1959 yılında tanzim edilmiştir. İçinden küçük kanallar geçen, kış yaz yeşil kalan ağaçlarla süslenen şehitlik, Ereğli'nin yeni asrî mezarlığı haline getirilmiştir. Kapısından girince bodur ağaçlarla sınırlandırılan geniş bir yoldan büyük şehitler sütunanuna varılır. Sütunun önünde şu kitabe okunur: Vatandaş burası millî mücadele senelerimizde azîz vatanımız için şehit olan adsız kahramanların medfenidir. Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez, gufrana bürünmüş yalnız fatiha bekler. Burada Ereğli'nin gelip geçen birçok değerli kişleri ve meşhurları gömülüdür.

CAĞALIOĞLU BEDESTENİ

Bazı kitaplarda (Bedesten, Cağaloğlu Hanı) denilen bu yapı Ereğli'de çarşı içinde Kasap Halil Caddesindeki Şüayp Hanı'nın arkasındadır. Üç kapısı vardır. Uzun çarşı çıkmazına açılan kapısnın üstündeki kitabe yeri Rüstem Paşa Kervan Sarayı'nınki gibi boştur. Kitabesi ya konmamıştır veya yok olmuştur. Konya Ereğlisi adlı eserin 59. uncu sayfasında bu bina hakkındaki üç satırlık malumatta "Mimar Sinan'ın eseri olduğu kabul edilmektedir." denilmektedir.

YER ALTI ŞEHİRLERİ
Karapınar ilçesi Oymalı ve Akören köyleri sınırları içinde bulunan yer altı şehirleri 36 altı adettir. 1999 yılından buyana Ereğli Müze Müdürlüğü tarafından kazı çalışmaları sürmektedir. Karacadağ tüf bünyeli kalker bir oluşumdan meydana gelmiştir. Burada yaşayan insanlar saldırılara maruz kaldıkları zaman bu sığınaklarda yaşamlarını sürdürmekteydiler. Yeraltı şehirleri; odalar, galeriler, sarnışlar, ahırlar ve bu gibi müştemilattan meydana gelmektedir. Ayrıca düşman saldırılarından korunmak için çeşitli tuzaklar yapılmıştır. Kapadokya’daki yer altı şehirlerinin çağdaşı olan Karacadağ yer altı şehirleri M. S. 7-10. yy’da yapılmışlardır.

KÖPRÜLER

BAYBURTLU KÖPRÜSÜ

Bu köprü İvriz suyu üzerindedir. Toroslar'dan İnen kar ve sel suları Bayburtlu Köprüsü bitişiğinde (Çay karıştı) mevki'inde İvriz suyuna dökülürdü. Anadolu'nun ana yolu bu köprü üzerinden geçerdi. Sayın Derviş İzbudak'ın anlattığına göre buradan geçen yola (Ulu yol) derlerdi.

Bu yol Kamer-üd-Din Hanı harabelerinin önünden geçer, Maden, Ulukışla, Çiftehan ve Pozantıya uğrar, Gülek Boğazı'ndan sonra Çukurovaya uzanırdı. Yol Gülek Boğazı'ndan sonra Adana, Mersin ve Tarsus'a ayrılırdı.

Bu yola eski kaynaklarda (Derb-Derbend) derlerdi.

HORTU KÖPRÜSÜ

Sazlık içinde kurulmuş, bir çok tarihî olaylarda meselâ Cem hadisesinden adı geçen bir köydür. Burada Selçukiler devrinde yapıldığı söylenen Cami son yıllarda yıktırılarak yerine yenisi yapılmıştır. Cami'in biraz ilerisinde altından Akgöl'den Düden'e akan suyun beş gözlü bir köprü vardır. 1932 yılında tamir edilen köprü yapılırken gayri islâmî tarihi ve yaptıranı gösteren bir kitabe yoktur. Karşısında köyün kabristanı vardır. Kemerli kapısının üstündeki 1227 rakamı tamir tarihini gösterir.

Hortu Hanı

Kabristanın ve köprünün sağğıda duvarlarıın alt kısmı taştan, üstleri kerpiçten yapılmış dam örtülü bir han vardır. Üç boğdam üzerine yapılan hanın kapısnın söğesine yerleştirilen bir taşta üç satırlık Yunanca bir kitabe vardır. Yerliler bu hana (Kervan Hanı) derler.

İVRİZ KÖPRÜ'SÜ

İvriz -Aydınkent köyüne giderken yolu İvriz çayının üstünden öbür tarafa atlatan civan kaşı gibi kurulmuş tek gözlü ve tek kemerli köprü pek güzeldir. Karamanoğulları devrinin eseri olduğu tahmin edilen köprünün üstü sonradan beton ile tahkim edilmiştir. Hiçbir yerindde yapıldığı tarihi ve yaptıranı gösteren kitabe yoktur. Bu köprü Divle'nin çift gözlü köprüsüyle yaşıt gibidir.

TÜRBELER

Anadolu Ereğli, son binyıl içinde geçirdiği savaşlar nedeniyle defalarca ve acımasızca yakılıp yıkılmıştı.Bu olaylar sırasında yıkılan türbeler , daha sonraları ilkel malzemelerle ve sanat anlayışından yoksun olarak yapıldı. Bu nedenlede pek çok türbenin ne orjinal yapısı ne de sandukası , mezar taşı ve kitabezi kalmamıştır. Ne var ki , türbelerin değeri , maddi dış yapıdadeğil , manevi iç yapıdadır... Bunun içinde Ereğli türbeleri mistik değerinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar erişebilmiştir.

BAYRAKTAR DEDE TÜRBESİ

Abdurrahim ilkokulunun batısındadır. Harap ve küçük bir görünüm içindedir.Türbede sonradan yapılmış bir beton sanduka ile orjinal bir gürz vardır.Gürz bir futbol topu büyüklüğünde olup, ağırlaşabilmek için üzerine demir çiviler çakılmıştır.Türbede yatan Bayraktar Dede'nin , Osmanlı devri sancaklarından olduğu tahmin edilmektedir.

BUDAK EFENDİ TÜRBESİ

Müzenin arkasındadır. Sonradan yapılmış ve üstü açık olan bu türbede , 4 mezar taşı vardır. Mezar taşlarından biri üzerinde sülüs yazıyla kabartma olarak işlenmiş kitabenin Sayın İbrahim Hakkı Konyalı tarafından yapılar tercümesi aşağıdadır:

"Piroğlu merhum Budak Efendi 959 yılı Şubatının sonunda ahirete intikal etti .Allah babasını ve kendini mağfiret eylesin."

Türbede bulunan 4 mezardan ikisinde baba ve oğul olan Piri ve Budak Efendiler yatmaktadır.Söylentilere göre Budak Efendi , Ereğli'nin köklü ailelerinden Budak'ların ceddidir.

DEDEBEY TÜRBESİ

Budak Efendi türbesinin doğu - kuzeyinde bulunan küçük bir oda içindedir.Şehit bir derviş olduğu söylenmektedir.

MUSTAFA BEY TÜRBESİ

Anadolu Ereğli Türbeleri arasında en geniş bilgi Mustafa Bey Türbesi hakkındadır.Konya Müzesi müdürlerinden Zeki Aralı bu konudaki inceleme yazısı anıt dergisinin 19.sayısında çıkmıştı.Bu yayının bazı paragrafları aşağıda aynen verilerek türbenin bilimsel bir tanıtımına çalışılacaktır.

Türbenin Mevkii:
Ereğli'nin meydan mevkiindeki (Meydan Başı kasdediliyor) mezarlıktan bağlara giden yolun solunda , ağaçlar arasında küçük , fakat güzelce bir türbe vardır.Mustafa Bey türbesi işte burasıdır.

Türbenin yapılışı :

Ereğlinin kum taşından safiha halinde ve tuğlaya benzeyen bir nevi yap taşı vardır.Oradaki bir çok binalar o taştan yapıldığı gibi , Mustafa Bey türbeside aynı malzemeden yapılmış , içi , kireçten harçla sıvanmıştır.Dört köşe duvarlar yükselirken köşe başlarıyla sekise bölünerek kubbe çevrilmiştir.Doğuya açılmış bir kapıdan türbeye girilir.Güney tarafına açılan bir pencereden ışık alır .

Türbedeki Kabirler :

Türbe içinde iki kabir vardır. Kabirler yarım silindire benzeyen bir şekilde yapılmıştır,üstleri kireç harçla sıvanmıştır.Bunlardan birinde İbrahim Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'e ait olduğu gösteren yazılar vardır . Bu yazıların bulunduğu baş taşı kare pirizması şeklinde yontulmuş , hazırlanmış tepesinde güzel ve tipik bir kavuk işlenmiştir. İkinci mezarın başı ve ayak taşı ve üzerinde başkaca yazı yoktur.Fakat türbe penceresinin dış tarafına konmuş, güzel bir nesihle mermer üzerine yazılmış 0.42x0.40 m.boyunda mezar kitabesi vardır. Yazı Türkçedir. Şey-ül - İslam Celebi-zade'nin ailesi Emetullah Hanımefendinin ruhu için Fatiha okunması hakkında ve 1192 H. Tarihlidir.Bu taşın türbe içindeki ikinci kabre ait olduğu mahalli tetkikleden ve müze kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Tarih :

Birince mezar taşında adı geçen Mustafa Bey ile taştaki manzumeyi yazan şair Durri hakkında mehazlarımızda şu bilgiler vardır:Mustafa Bey'in , İbrahim Paşa'nın , dört yaşında olduğu ve babasından ayrılıp Sayda'dan gelirken burada 1121 H.1709 M.tarihinde öldüğü anlaşılıyor.

İbrahim Paşa , Osmanlılarda II.Mustafa ve III. Ahmed zamanlarından iki defa Kaptan-ı Derya olan zaattır.Mısır, Halep , Sayda , Kudüs , Şam valiliklerinde bulunmuş 1724de vefat etmiştir.İstanbul'da cami mektep ve başka hayır eserleri yaptırmıştır." Mustafa Beyi'in , şair Durri tarafından yazılar şiirde :

"Mustafa Bey cennet içinde hurilerle arkadaş oldu"denilemek suretiyle ölüm tarihi düşürülmüştür. İkinci Türbede medfun olan Emetullah Hanımefendi , Şeyhülislam İsmail Efendinin kızıdır.Babası onu Reis-ül küttab Küçük Çelebi Mehmet Efendinin oğlu İsmail Efendi ile 1708 yılında evlendirilmişti. Çelebizade , Bursa , Medine , İstanbul kadılıklarında bulunmuştur. Daha sonra Anadolu kadı askerliğinde ve devletin diğer yüksek hizmetlerinde bulunarak 1728 yılında Şeyhülislam oldu.8 ay sonra öldü .Emetullah hanım kocasından 19 yıl sonra vefat etmiştir.Ereğli'ye münesebetle gelip orada öldüğü kesin olarak bilinemiyor.Hacca giderken veya gelirken ölmüş bulunması tahmin olunabilir.

HELVACI BABA TÜRBESİ

Mustafa Bey türbesinin hemen kuzeyindedir.Kutbesi çökmüş ve harab bir durumdadır. Bir Selçuklu eseriolup içinde yeşil mermerdenyapılmış ve motiflerle süslenmiş bir sanduka vardır.Türbede yatan ahizekeriye Helvaiye aittir.Sandukanın başı ile yanlarındaki kabartma yazıdan ayetel kürsi vardır.Helvacı Babanın bir meshep kuruluşu olan ahilikten yetişmiş bir ulu olduğu tahmin edilmektedir.

EB-UD-DERDA TÜRBESİ

Ebudderda türbesi , Ereğli'nin güneyinde ve kent merkezinde 3-4 kilometre uzaklıkta bulunan aynı adlı mezarlığın içindedir.Türbenin orjinal yapısından hiçbir şey kalmamıştır.Kaybolmakta olan türbenin yerine İç İşleri Bakanı Dr.Faruk Sükan'ın Belediye Başkanlığı döneminde , bu günkü beton türbe yaptırışmıştır. Sahabeden olan Eb-ud-derda , hicretin 32.yılında ve Şam'da vefat etmiştir.Bu gerçek karşısında Ereğli'deki kime aittir ? Bu soru iki ayrı görüşle cevaplandırılabilir :

01) İslam büyüklerinden bazıları için , ayrı ayrı yerlerde ve sonradan mekanlar yaptırılmıştır. Bu görüşte : Ereğlideki türbe , eb-ut-derda için sonradan yaptırılmış bir mekandır denilebilir.

02)İslam büyüklerinin adları , o büyükten itibaren doğan çocuklara konmuştur.Bu görüşle : Ereğli'deki türbe aynı adı taşıyan bir bilgine , bir dervişe aittir denilebilir. Eb-ud-derda türbesinin kime ait olduğu bilinmiyorsa da , halkın yatıra olan büyük inancında kuşku yoktur. Özellikle çocuğu olmuyanlar için tercih edilen bir adak yeridir.Bu türbeye gösterdikleri inançla çocuk sahibi olanlarda , çocuğu yaşıyanlarda vardır.Bu konunun bilimsel açıklaması daha önce yapıldığı için burada tekrarlanmamıştır.

ADİL DEDE TÜRBESİ

Adil Dede türbesi , Çarşı Cami'inin karşısındadır.Büyüklerimden duyduğuma göre türbe içinde bulunan büyük mezar bir mevlebi dedesi olan , Adil Dedeye aittir.Bu türbenin bitişiğinde oturmuş olan pek çok kişide geceleri zikrettiğini duydum.Bu türbenin 30 metre kadar güneyinde " Dede Taşı " diye anılan bir taş vardır.Mavi-Beyaz ve mermer türünden olan bu taş değirmen taşı şeklindeydi.Çapı 2 metreden biraz fazla , yüksekliğide 60 cm civarındadır.Üstü pürüzsüz ve parlaktı. Yine büyüklerimden duyduğuma göre Çarşı Camiinin (x) önündeki bu meydandan 200-300 yıl önceleri bugünkü durumundan çok daha büyük bir mezarlıkmış ve Adil Dede türbeside bu mezarlığın ortasında kalmaktaymış .Bu mezarlığın sınırları bir kaç kez daralttıktan sonra kaldırışmış . Adil Dede'nin sağındaki küçük mezarın kime ait olunduğu bilinmiyor . Bazı eserlerde Pir Ömer Dede'ninde bu türbede yattığı yazılmış bulunmaktadır.

Pek çok büyükten dinlediğime göre Pirömer Dede , Eskişehir'de Ereğli'ye 200 yıl kadar önce gelmiş bir din bilginidir.Ereğli medreselerindede ders vermiştir.Mezarıda Garipler Mezarlığı'ndadır . Pirömer mahalleside adını bu Dede'den almıştır.

ŞAİR CEMAL TÜRBESİ

Namık Kemal İlköğretim okulunun yanındadır.Bu bölge eski basılmış kitaplarımızda " Nergah " adıyla geçer .Beşik tonoz kubbeli bir türbedir.Burada yatan Cemalettin Rufai adlı bir şairdir.Şiirlerinde : " Cemali " mahlasını kullanmıştır.Osmanlı Padişahlarından genç Osman döneminde yaşamıştır. Cemali'nin , Ereğli ve İvrizi 392 Mısralık birde sitayijnamesi vardır.Bu değerler eserin bütünü almaya bu kitabın sayfaları , bölmeye de benim gönlüm el vermediğinden alamıyorum.

ŞEYH ŞAHABEDDİN TÜRBESİ

Şeyh Şahabettin türbesi devlet hastanesinin güneyindedir.Aynı adla alınan Külliye'nin bir parçası olduğundan , o bölümde ele alınmıitır.

KENANİ DEDE TÜRBESİ

Tekke Mahallesindedir . Biri ermiş olarak kabul edilir. Rusya ile yapılan bir savaşta büyük bir kahramanlıkla savaşan bir askeri görenler sorarlar : Nerelisin ?

Cevap : Ereğli'liyim ve Tekke Mahallesindenim savaştan sonra silah arkadaşlarının ziyaretine gelenler verdiği adresten kendini sorarlar. Cevap mı ? Çok duygulu . Kenani Dede burada yatan bir ermiştir. Uzun yıllar önce vefat etmiş . Size verilen adreste türbesinin olduğu evidir.

VELİLER (EVLİYA)

"Veli" kelimesi : dost , hami , yönlendirici , arkadaş ve benzeri gibi kişiler için kullanılmaktadır.İslamda ise : Diğer bütün vecibelerini yerine getirerek Allah'a daha çok yaklaşmak isteyen tertemiz insanlar için kabul edilmiş bir sıfattır.Velilerden bazıları " Keramet" göstermiştir.Dilimizde en çok " Veli " kelimesinin çoğulu olan " Evliya " şeklinde geçer. " Veli " kelimesinin : kendine dine vermiş ve dünya ile ilgisini kes miş çok temiz kişiler için de söylendiği görülmektedir. Ereğli'deki veliler içinde , okuduklarımızı ve duyduklarımızı veriyoruz .Yorum , okuyucundur.

SÜFYAN-I SUHREVERDİ

Süfyan'ı Sühreverdi'nin mezarı için iki yer gösterilmektedir. 01)Eskiden mezarlık olan , bugünkü Sümerbank Fabrikasının olduğu yerdeki mezarlık.Bu semtin eski adı Makbara (Makber kelimesinden doğma) idi ,02)T.M Ofisinin 100-200m. güney doğusu Süfyan-ı Sühreverdi'nin tek bir özdeyimi o büyük Veliyi bütünüyle anlatacak güçtedir. "Ya Rab beni o kadar büyüt ve cehenneme at ki cehennem benden başkasını istiab etmesin."

CAMİLER , MESCİTLER VE MİNARELER

İslamın beş esasından biri olan namaz , farz ounan ibadetler arasında en ön safta gelenlerden biridir. Bir Müslüman namazını , kendi başına ve temiz olan herhangi bir yerde kılabilir.Ne var ki , cami veya mescitte , cemaatle birlikte kılınan namazların sevabı çok daha büyüktür. İslamın ilk yıllarında cemaatle kılınan namazlar için Hane-i Saadet'in "Suffa"denilen kısmı kullanılmıştır.

Daha sonraki yıllarda ise , mescit ve camiler yapılmaya başlanmıştır. Ereğli'de 1985 yılı itibariyle 65 cami ve mescit vardır. Bunlardan : 7 adedi kubbeli , 16 adedi minareli ,

42 adedi minaresiz ve düz damlıdır. Yukarıda dökümü verilen bu camilerin ve mescitlerin pek çoğu son yıllarda ve halk yatafından yapılmış, yeni eserlerdir.Eski devirlerden kalanların bazıları ise tarihi bir hazinedir.Bu nedenle birer birer ele alınarak incelenecektir.

ULU CAMİ VE MİNARESİ

Konya Ereğli Ulucamisinin tanıtımına geçmeden önce Ulu Cami tipinde yapılmış binaların genel özellikleri hakkında çok kısa bir bilgi verilecektir. Ulu Camiler ilk kez Selçuklular tarafından yapılmıştır.Çok direkli veya sütünlu olup damları düzdür.Amacı büyük cemaatlerin aynı bina içinde toplanabilmesini sağlamaktır.Bu planın ilk ve seçtin ilk iki örneği ; XI.yy. yapılmış Sivas Ulu Cami ile 1156'da yapılmış olan Konya Alahaddin Cami'dir. Ereğli'deki Ulu Cami'de aynı amaçla ve aynı plan çerçevesinde yapılmıştır.Tanıtımı ve yorumu aşağıda verilecektir.

CAMİNİN TARİHİ VE ÖZELLİKLERİ

Ulucami , 1426 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yapılmıştır.Planı dikdörtgen şeklindedir. Damı düzgün olup 4x8 düzeninde yerleştirilmiş bulunan 32 sütun üzerinde durmaktadır.Kapıdan girince ilk sıradaki sütunlar yığılma taştan olup , Diğerleri yekparedir.Sütunlar ve başlıkları çevredeki tarihi eserlerin kalıntılarından toplanmıştır.Bu nedenlede , sütunlar ve başlıklar arasında ne malze , ne de mimari yönden bir benzerlik yoktur.Bu nedenlede bir bütün olarak sanat değerinden söz edilemez buna karşın her sütunun ve her başlığın ayrı ayrı birer sanat değeri vardır.En önemli yönü ise 3-4 bin Müslüman aynı çatı altında toplayacak büyüklükte olmasıdır.Bugünkü durumuna gelinceye kadar aşağıdaki tamir ve değişiklikleri geçirmiştir. İlk tamiri :Adana Valisi Abdul Cebbar Zade Celaleddin Paşa tarafından 1819 yılında yapılmıştır.400 yıl kadar sonra yapılan bu tamir sırasında büyük değişikliğe uğradığı sanılmaktadır.Adana'da Vali olan Celaleddin Paşa'nın Ereğli'deki bu camiye ilgi duyarak tamir ettirmesi elbette ilginçtir.Anlatalım : Celaleddin Paşa'nın atalarından olan Yozgat Ayanı Abdül Cebbar Zade Süleyman Bey Sultan III.Selim tarafından Ereğli'nin bozulan idaresini düzeltmek için görevlendirilmiştir.Süleyman Bey'in 1812 yılında Ereğli'ye bu amaçla gönderdiği Voyvoda kenti yağmalatmıştı.Bu durumu sonradan öğrenen Süleyman Bey yağlamalanan malları sahiplerine verdirmişsede , bütün acıların dindirildiği elbette söylenemez . Adana Valisi Celaleddin Paşa bu durumu bildiği için Konya Ereğli Camisini tamir ettirerek geçmişteki bir hatayı böylece düzeltmek istemiştir.İkinci Tamir : Halkın yardımıyla , Ereğli şube reislerinden binbaşı Emin Bey tarafından 1889 yılında yaptırılmıştır.
ereğli ulu cami

Üçüncü Tamir : Vakıflar İdaresi tarafından 1960 yılında yaptırılmıştır.Bu tamir sırasında , toprak olan dambetonlanmış ve pencereler yenilenmiştir.Dördüncü Tamir : Malzemesi halk , işçiliğide belediye tarafından sağlanarak 1986 yılında kalörifer teşkilatı kurulmuş ve küçük çaptaki tamirleride yapılmıştır.

MİNARE

Türkiye'nin en eski minarelerinden biridir.Özgün ve seçkin yapısıyla büyük bir tarihi eserdir.Adını aldığı ve bitişik düzende bulunduğu Ulu Camii ile en küçük bir mimari yakınlığı yoktur.Aralarındaki bağ , sadece dini fonksiyon bakımındadır.Üzerine yazılı ayetin içinde bulunan "sinetün"kelimesini ebcet hesabına vurarak 1116 yılında ve Konya Selçluklulardan Sultan birinci Mesut döneminde yapılmış olduğu ileri sürenler olduğu gibi bunu doğru bulmayanlarda var.Bazı motiflerine bakarak Karamanoğlu mimarisindendir diyenlere , karşı çıkıp sadece yüksekliği Selçuklulara ait olduğunu kanıtlamaya yeterlidir.Tezini savunanlarda eksik değil.Mimari olarakda Konya Alahaddin Camiini yapmış olan Mehmet Bin-i Havlan gösterilmektedir.

Özellikleri : Kaidenin ilk kısmı beyaz mermerden yapılma ve karebir tabana oturmaktadır.İkinci kısım , yine beyaz mermerlerden olup köşelerde meydana getirilen üçgen piramitlerle biraz daralarak sekizgen şekline dönüşmektedir.Üçüncü kısım , kırmızı taşlardan yapılmış olup yine sekizgendir.Sekizgenin her yüzü üzeri oval altı düz kemerlerle süslenmiştir.Dördüncü kısım çok az daha daralarak altıgen şekline dönüşmekte ve kabartma iki çizgiyle bitmektedir.Beşinci kısım , silindir şeklindeki Şerefeye kadar yükselmektedir. Altıncı kısım , 5-6 sıra halindeki sarkıtlarla bir çiçek gibi açılarak şerefeyi meydana getirmektedir. Yedinci kısım ise minarenin külahıdır.40m.yüksekliğinde olan minarenin silindir şeklindeki gövdesi üzerinde beyaz saçlarla meydana getirilmiş 10 kuşak vardır.Tabandaki ilk kuşak kalın olup üstü mavi çinlilerle kaplıymış.Bugün çok az bir çinliparçası kalmış . İkinci ve üçüncü kuşaklar , alttakinden daha incedir.Dördüncü kuşakta alttaki gibi kalındır buradada çinliler varmış diye düşünülebilir.Çünkü beyazı ince kuşakların beyazına göre çar daha krem renkte . Beşinci ve altıncı kuşaklar yine ince . Yedinci kuşak kalın ve krem renkli . Sekinci ve dokuzunca kuşaklar ince ve beyaz . Onuncu kuşak kalın ve üzerinde bir haylide çini var. Minarenin yüzünü süsleyen ayetler arasında " ayetel kürsü" de bulunmaktadır. Minarenin dışında bulunan 13basamak merdivenle giriş kapısına varılmaktadır.İçinde ise 101 basamakvardır. Ulu Cami Minaresi , alışılagelmiş ölçülerden çok daha geniş olduğundan merdivenleri çok rahattır . Merdiven dönüşlerinin sonunda konan çok küçük pencereler ile minarenin içine ışık ve hava sağlanmıştır. Külah altındaki sekiz küçük pencere için de aynı düşünceler ileri sürülebilir.Ayrıca bu sekiz pencereyle en alttaki sekiz yüzeydeki kemerler arasında ince bir mimari bağ vardır. Ulu Cami minarisinin şerefe kapısı kuzeye bakmaktadır.Oysa dini geleneklerimize göre kıble (güneye) bakmas gerekmekteydi . Bu değişikliğin tek nededi Ereğli'de güneyden çok şiddetli esen rüzgarların iç boşlukta yapacağı basınçla meydana getireceği sarsıntıları önlemektedir.Dokuzyüz yıla yakın bir süreden beri yaşamasının sırları arasında bu seçiminde elbette bir yeri vardır. Ulu Cami minaresinin bir gözetleme kulesi olarak yapıldığını ileri sürenlerde vardır . Hemen belirtelimki, bu düşünceye katılmak çok çok zordur.Nedeni : gözetleme kulelerininde minarelerininde bulunan külaholmaz . Oysa Ulu Cami minaresinin son tamirden önce 5-6 metre yükseklikte üzeri kurşunla kaplı görkemli bir külahı vardır.Şimdiki basık külah sonradan kondu.Yukarıdada denildiği gibi minarenin çevresine yerleştirilmiş içine kuşaklar varmış.Bu çinilerin kilometrelerce uzaktan parlıyacağı bir gerçektir. Oysa gözetleme kuleleri için bu özellik birde dez avantajdır. Gözetleme kulelerinde süsleme yoktur. Oysa Ulu Cami minaresinde vardır.Gözetleme kulelerinde ayetler yazılmaz.Oysa Ulu Cami minaresinde vardır.Sonuç olarak denilebilirki bu değerli eser hem minare , hemde gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır.

Bu seçkin tarihi eserin minare olarak yapılmış olması gerektiğine ait kanıtlar yukarıda belirtilmişti.Bu durum karşısında aşağıdaki sorunlar ortaya çıkmıştır:1116 Yılında yapılar bu minarenin yanında bulunan cami nasıldı ? 1426 Yılında yapılar Ulu Cami yapımında eski caminin kalıntılarındanda faydalanıldı mı ? Sütunlar arasında kesme taşlar bu caminin taşları olabilir mi ? Bunlar bilinmiyor .Bilinsede Ulu Cami minaresinin özgün , seçkin bir sanat eseri olarak çok değerli bir tarihi eseri olduğudur.

BAĞDATLI CAMİ

Bağdatlı Cami Ziraat Bankasının arkasında ve bu camiyle adını almış olan Bağdatlı Caddesi üzerindedir.Bağdatlı namıyla tanınan bir hayırsever tarafından 1581 yılında yaptırılmıştır.Bu konudaki yazılar ile anlatımlara göre ilk binadaki taş işçiliği ve ahşap oymalar değerli bir sanat eseriymiş ...Ne yazıkki , bu kıymetli eserden geriye hiçbir şey kalmamış.Malzemenin ne olduğu , nerede kullanıldığı belli değildir günümüzden 15-20 yıl kadar önceleri kütüphane olarak da kullanılan bugünki binanın fazla bir özelliği yoktur. Bugün yine cami olarak kullanılmaktadır.

AĞALAR MESCİDİ

Anadolu Ereğli Ağalar Mescidi , müzenin güneydoğusundadır.Kapısının üzerine sülüs hatla yazılan kitabeden anlaşıldığına göre ; 1551 Yılında , Aksaraylı Ali Oğlu Hasan adlı bir hayır sever tarafından yaptırılmıştır. Duvarları işlenmemiş yığma taştan olup kapı ve pencereler kesme taş ile mermer karışımından olan kemerlerle yapılmıştır.Kuppe ise penceresizdir.Bitişiğinde bulunan Taphanede aynı mimari tarzda yapılmış olup bu mescide misafir olarak gelen dini kişilerin yatıp kalkma ve aş pişirmelerine yararmış. Daha önceleride mescid ise de bugün cami olarak kullanılmaktadır.Orjinalliktesini koruyan eski bir eser olarak Ereğli için tarihi bir değerdir.

KÜLLİYELER

İnsanı bütün yönleriyle ele alarak yetiştirmek isteyen Türk-İslam tarihinde külliyelerin önemli bir yeri ve fonksiyonu vardır.Hizmet konuları ve boyutları birbirlerinden farklı külliyeler görülmektedir.Bugünkü üniversiteler düzeyinde hizmet vermiş olan İstanbul Fatih Külliyesi en tanınmışlarındandır.Ereğli'deki Şeyh Şahabettin Sühreverdi Külliyesi ise bütün yönleriyle büyük bir kıymettir.

ŞEYH ŞAHABETTİN KÜLLİYESİ :

Şeyh Şahabbeddin-i Sühreverdi Külliyesi hakkındaki bilgiler ve yorumlar birbirlerinden oldukça farklıdır

Nedeni : XII.yy içinde yaşamış iki ayrı bilginin de " Şahabeddini Sühreverdi " namıyla anılmasıdır.Ereğli'deki külliyenin bunlardan hangisi için yapıldığı kesin olarak bilinememektedir.Ne var ki bu iki değer hakkında verilecek ayrıntılı bir bilgi de pek çok konuyu aydınlık getirilebilir.Karar ise geleceğe ve okuyucuya bırakılmıştır.

FİLOZOF ŞAHABEDDİN-İ SÜHREVERDİ

Yayın Dünyasında ;

01)Şeyh Şahabeddini Maktul (Makbul),

02)Sühreverdi Maktul (Makbul),

03) İşraki Filozofu Sühreverdi El Maktul (Makbul),

04)Şahabeddin-İ Yahya Bin Habeşbin Emirek

olarak tanınmaktadır.Eski Yunan felsefesini kendi kişiliğindende bir şeyler ekliyerek yeni bir görüş yaratmıştır.Antik Çağ felsefesini farağbiden sonra en iyi yorumlayan bir filozof olarak kabul edilir. Platon'un (Eflatun'un)yanında Aristo'nun karşısında bir görüşe sahiptir.Kimliği ve özgeçmişinin bir özeti aşağıdadır.

Adı:Yahya

Baba Adı : Habeş

Doğum yeri ve tarihi : Sühreverdi (Azerbaycan)1153

Ölüm yeri ve tarihi : Halep 1191Kendine özgü felsefesi keskin zekası ve korkusuz yüreğiyle savunan bir filozoftur .Selçuklu sultanların dan II.Kılıçarslanın oğullarına dersler vermiştir.Ereğli'nin Meliki Sencer Şah'da bunlar arasındadır. Son hocalığı ise Selahaddin Eyyubi'nin oğlu Melik-üz Zarir'edir.Düşünceleri yüzünden çevredeki bilginlerin kinlerini üzerine çekmiş ve dini akilesi bozuk biri olarakda Selahaddin Eyyubiye şikayet edilmiştir. Oğlununda inançların bozmakta olduğunu öğrenen Selahaddin Eyyubi'yi idamı için ferman çıkarmıştır. Ne var ki , İdamına meydan vermeden açlık grevi yaparak idam etmiştir.Bundan sonra "Makdul" olarakanılmaya başlamıştır.Türbesi Haleb'dedir.

MUSATAVVI ŞAHABEDDİN-İ SÜHREVERDİ

Yayın Dünyasında ;

Ermiş (Arif ) Şeyh Şahabeddin-i Sühreverdi,Ömer İbni Muhammed Sühreverdi , Mutasavvı Şahabeddin-i Sühreverdiolarak tanınmaktadır."Avarif el Maatif"adlı eseri ile ün yapmıştır.Bu değerli kitapta "Tasavvuf" konusu bütün incelikleriyle incelenmektedir.Prof.Dr.Nihat Keklik tarafından arapçadan dilimize çevrilmiştir. Mutasavvuf Sühreverdi , Halife Nasır Lidinullah'ı elçisi olarak Konya'ya gelerek, Selçuklu sultanı Alahaddin'e padişahlık alameti olana armağanları getirmiştir.Kendisi taa Aksaray'da karşılanmaya başlamıştır.Ve dönüşündede Malatya'ya kadar gönderilmiştir.Sultan Alahaddin tarafından elinin öpüldüğünü söylemeklede gösterilen saygı anlatılmış olabilir.Kendisinin türbesi Bağdat'tadır.

EREĞLİ'DEKİ KÜLLİYE KİME AİTTİR ?

Yukarıda da görüldüğü gibi Şahabeddin-i Sühreverdi adıyla anılan bilgilenden biri Halep'te diğeride Bağdat'da ölmüştür.Bu koşullah artında Ereğli'deki Şeyh Şahabeddin Sühreverdi türbesi makamdır. 1391 Yılında Karamanoğlu Seyfettin Süleyman Beyin kızı Nasiha Hatun tarafından yaptılmıştır.Külliye Mescid, türbe, imaret, medrese vb. gibi bölümlerden oluşmaktadır.Külliye'den kalan tek belge Ereğlimüzesindeki kitabedir.Bugünkü cami ve minare sonradan 1951 ve 1953 yıllarında yaptırılmıştır.

Sonuç olarak : Ereğli'deki külliyenin :

Filozof Şahabeddin-i Sühreverdi için mi ? Mutasavvuf Şahabeddin-i Sühreverdi için mi ? Yapıldığını söylemek için biraz daha beklemek gerekecektir denilebilir.

SÜFYAN-I SÜHREVERDİ DE AYNI KÜLLİYEYE Mİ AİTTİR ?

Türbeler kısmındada denildiği gibi tek bir dümlede , koca bir felsefeyi özetliyiveren Süfyan-ı Süfreverdi nin de bu külliyenin de yerinden pek de uzak olmadığı düşünülürse bir çok bağlar akla gelebilir. Belkide...

KERVANSARAYLAR :

Roma , Bizans , Selçuklu , Osmanlı hepside kendi çağının en yüksek düzeyindeki ulaşımını sunmuş insanlığın hizmetine .Ereğli ise bu dört devirdede önemli bir konaklama merkezi olarak tanınmıştır. Kimler gecelenmemiş kimler ağırlanmamış ki ... Bazen hanlar , bazende kervansaraylar dolmuş taşmış yüzyıllar boyu...Zaman ve acımasız insanoğulu pek çoğunun yok etmiş... Kalabilen tek eser Rüstem Paşa Kervansarayıdır.

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI

Kervansaraya adını veren Rüstem Paşa , Kanunu Sultan Süleymanın damatlarından olup iki kezde vezi ri azamlığını yapmıştır.Ölümünden sonra vasiyeti üzerine Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.Yapılış tarihi ni belirten bir kitabe yoktur.Yapılış nedeni hakkında ise bir yorumda bulunabilir. Tarihi bölümdende hatırlıyabileceği gibi Kanuni Sultan Süleyman'ın öz oğlu Mustafa'yı Akhüyek'te boğdurtmasında büyük bir rolü vardır denmektedir.Belkide , burada işlediği çok büyük bir günahı , bir hayır müessesesi olan bir kevansaray yaptırarak kervansaray yaptırmak istemiştir.Rüstem Paşa kervan sarayı oldukça büyük ve değerli bir tarihi eserdir.Boyu 54 eni 29 m. olup biri ortada diğerleri yanlarda olmak üzere beş bölümden meydana gelmektedir.Çatı biçimi beşik tonoz şeklindedir.Kütle mimarisine dayanan görkemli bir iç yapısı vardır.Özetlemek gerekirse yazarın aklının eremiyeceği , kelimelerin belir temiyeceği Mimar Sinan'ın o eşsiz sanat anlayışı vardır.Bugüne kadar değeri bilinmeden ve acımasızca kullanılar bu eserimiz oldukça harap olmuştu.Sevinerek yazalım ki belediye tarafından ele alınmış resto rasyon projesi ihale edilmiş bulunmaktadır.Çok yakında layık olduğu biçimde restore edildiğini ve değer lendirildiğinide göreceğiz.

ÇAĞANOĞLU BEDESTENİ

Osmanlı Devrinden kalma tarihi bir eserimizdir.Kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Sadece depo olarak kullandığı için fazla bir takip görmemiştir.Sarraflar çarşısı olarak kullanılmak üzere belediye tarafından restore ettirilmektedir.

HAMAMLAR

İslamın temel prensiblerden biri de beden temizliğidir . Bunun için hem Selçuklular , hem Osmanlılar devrinde hamam yapımına büyük önem verilmiş ve bu işi de resmi bir kuruluş olan vakıflar üstenmiştir. Bu konudaki bilgilere göre Ereğli'de üç hamam vardır.Bunlardan ikisi tarihi olarak yıkılmış , ancak biri zamanımıza kadar ulaşabilmiş olup , günümüzde eski hamam diye anılmaktadır.

ESKİ HAMAM

Ulu Caminin güneyindedir . Karamanoğulları devrinden kalma tarihi bir eserdir.Genel görüş , Karaman Oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırıldığı hakkındadır.Orjinal binasının büyük bir kısmı aynen durmakta olup sadece büyük kutbe yıkılmış ve sonradan yapılmıştır.Yıkanma bölümü , büyük bir göbek taşı çevresinde toplanmış 6 açık 4 kapalı halvetle 16 kurnadan oluşmaktadır.Büyük kuppe üzerindeki ortan çıkma çok küçük çıkma ile pencereleri sonradan eklenmiştir.

CEMİL BEY EVİ

20 yy.'ın başlarında yapılan konak kare planlıdır. Çatı semerdan biçiminde olup klasik kiremit örtülüdür. İkinci katta cumba görülmektedir. Kapı ve pencere kenarları taş bordürlerle süslüdür.

Yukarı Çık


 
Anadolu Ereğli Bilinmeyenler

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

www.eregli.web.tr facebook sayfamız

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

ereğli istatistikler
2 38
119708 96

Untitled Document
Harita Üzerinde Ereğli
Milli İşletim Sistemimiz PARDUS